İslam öncesinde Arap yarımadasında ay-güneş takvimi. Ramazan'ın hâlâ kavurucu sıcağı, Cemâzî'nin kurumuş suyu, Rebî'in bahar otlağını işaret ettiği dönem. Bedevînin gökyüzünü yağmur-yıldız ilişkileriyle okuduğu, şairin Süreyya'yı bir gece imgesi olarak yazdığı, kâhinin Suheyl'i mevsim kırıcısı olarak gözlediği takvim. Birincil kaynağı şiir olan bir rekonstrüksiyon.
İslam öncesi Arap takvimi, ortada açık bir Mezopotamya-tipi tablet külliyatı bırakmadan kayboldu. Babil'in MUL.APIN'i, Mısır'ın dekan listesi, Yunan'ın Parapegma'sı gibi sistematik bir astronomi metni İslam öncesinden elimize ulaşmadı. Buna karşın, bu takvimin nasıl işlediğini, hangi yıldızların hangi yağmurları getirdiğini, ay isimlerinin hangi mevsimi tuttuğunu bize anlatan dev bir arşiv var: İslam öncesi şiir. Muallakât, Mufaddaliyyât, Diwânü'l-Hüzeliyyîn, Asma'iyyât. Yüzlerce şair, on binlerce beyit. Her birinin içinde yıldızlar, aylar, yağmurlar, fırtınalar.
Şair Cemâzî dediğinde kurumuş suyu kasteder; Rebî dediğinde otlağı; Ramazân dediğinde yakıcı sıcağı. Ama dikkat: İslam öncesi şairi ay ismini doğrudan zikretmez. "Şaban geldi, develerim susuz kaldı" tarzında bir beyit kanonda yoktur. Şair bunun yerine mevsimi yıldızla, yağmurla, otlakla, çadır yeriyle anlatır. İmru'l-Kays Süreyya'yı kadının kuşağındaki incilere benzetir; Lebîd çadır yerini ilkbahar yıldızlarının yağmurlarıyla siler; Ebû Zueyb Cebbâr'ı (Orion'u) gece avının yön taşı olarak kullanır. Bu beyitler doğrudan ay zikretmedikleri için daha az değil; tam tersine, takvimi imgesel diliyle yaşatan birinci el belgeler oldukları için daha güçlüdürler.
Bu araç o sistemi şiirin ışığıyla yeniden kurar. Seçtiğiniz yılda on iki ay sırayla dökülür; her ay için etimolojiyi, mevsimsel anlamı, varsa o aya atfedilen şiir parçalarını, denk düştüğü menâzilü'l-kamer (Ay'ın yirmi sekiz konağı) ve anvâ' (yıldız-yağmur ilişkileri) sistemini gösterir. Eşhürü'l-hurum (dört haram ay) altın renkle ayrılır; bu aylarda savaş ve kan davası askıya alınırdı. Hac ve panayır döngüsü Zilkade'den Muharrem'e uzanan bir ekonomik-dini sezon olarak haritalanır. Nesi' tartışması, klasik İslam astronomlarının (Bîrûnî, Ebu Ma'şar) ay-ekleme yorumu ile modern oryantalist (Mahmud Effendi, de Blois) haram ay-kaydırma yorumu yan yana sunulur.
Modern akademik çalışma (özellikle Suzanne ve Jaroslav Stetkevych'in 1993 tarihli iki dönüm noktası kitabı) İslam öncesi qasîdasını biçim olarak bir takvimsel-ritüel yapı olarak okur. Şair ay adını söylemez, çünkü qasîda'nın kendisi (atlal-rahil-fakhr) mevsim döngüsünün şiirsel mimarisidir. Şiirin Takvimsel Yapısı bölümünde bu okuma dört pilot vaka üzerinden somutlanır: helal-haram ay döngüsü, anvâ' sisteminin lirik ifadesi, Süreyya'nın zaman damgası işlevi, ve Imru'l-Qays fırtına sahnesinin coğrafi anvâ' haritası.
Babil'in çiviyazı tabletleri, Mısır'ın taş duvarları, Yunan'ın felsefi metinleri, Roma'nın resmî kayıtları yok burada. Onun yerine şair Hudayl'ın oğullarına ağıdı var; İmru'l-Kays'ın sevgilisini saklı ziyareti var; Lebîd'in Minâ'da bulduğu boş çadır izleri var. Şiir, takvimin dili; İslam öncesi Arapların kendi gökyüzü kayıt sistemi.
İslam öncesinin Mekkî takvimi. Her ay yeni hilalin Hicaz semasında ilk görünüşüyle başlar. Dört ay haram; bu aylarda savaş ve kan davası tabu sayılır, Kâbe yakınındaki panayırlar bu dokunulmazlığın ekonomisini taşır. Tıklayın; etimolojiyi, şiir kayıtlarını, denk düşen menâzili ve anvâ' yıldız-yağmur eşleşmelerini görün.
Zilkade, Zilhicce ve Muharrem'in haram aylığı, yalnızca dini değil, ekonomik bir mantığın da temelidir. Üç ay boyunca Kâbe çevresindeki panayırlar (Ukâz, Mecenne, Zü'l-Mecaz) tüm Arap yarımadasından kabileleri toplar. Kan davası askıya alınır; ticaret, şiir, kehanet ve evlilik bu sezonda örgütlenir.
Ay, sidereal döngüsünde her gece bir takımyıldıza konaklar. Yirmi sekiz konak; her birinde Ay'ın Güneş'le konjunksiyon dönemi belirli yağmur veya rüzgar olaylarıyla ilişkilendirilir. Bu sistem Hint nakshatra'sı ve Çin xiu'su ile paralel; ortak kökeni muhtemelen Mezopotamya'dır. İslam öncesinde anvâ' sistemi olarak yaşadı; İslam'la birlikte astrolojik ve mistik katmanlar (Ibn Arabî'nin Fütuhât'ı) eklendi.
Şairin sıkça çağırdığı yıldızlar. Her biri kendi mevsimini, kendi imgesini, kendi yağmurunu taşır. Bunlar aynı zamanda Babil'in, Yunan'ın, Hint'in de gökyüzüdür; aynı yıldız aynı işlevle üç dilde söylenir.
Kuran (Tevbe 36-37) nesi'i ("erteleme") şiddetle yasaklar. Bu yasak, İslam öncesinde aktif bir uygulamanın varlığını doğrular. Ama o uygulamanın ne olduğu hâlâ tartışmalı. İki ana yorum.
İslam öncesi Araplar Yahudi takvimine benzer şekilde her iki-üç yılda bir on üçüncü bir ay ekliyordu. Bu, takvimi mevsime sabitliyor; Ramazan'ı yaza, Rebî'i bahara bağlıyordu. Nesi' bu intercalation'ın adıydı.
Bîrûnî el-Âsârü'l-bâkiye'de Beni Kinane kabilesinden bir görevli (kalammas veya nâsi') tarafından Hac mevsiminde duyurulan ay-ekleme kararından söz eder. On dokuz yıllık döngüde yedi nesi' (Metonik döngü gibi) veya on iki yıllık bir döngüde dört nesi' önerilir.
Bu yorumun lehindeki en güçlü kanıt şiirsel: İslam öncesinin son yüzyılında ay isimleri mevsimsel anlamlarıyla aktif kullanılıyordu. Tam kameri bir takvim 33 yılda mevsimleri terse çevirir, ama şiirde böyle bir kayma görülmez.
Nesi' bir ay-ekleme değil, haram ayların yerini değiştirme uygulamasıydı. Kabileler kan davası gütmek istediklerinde, bir yılın Muharrem'ini Safer'e ötelıyor, böylece "yasak" zamanın kimliği manipüle ediliyordu. Hac da bu kaymayla birlikte farklı bir mevsime denk gelebiliyordu.
Bu yorumun lehindeki kanıt erken bir Sabaî yazıttır: ns'w fiili "bir dini ritüelin savaş nedeniyle ertelenmesi" anlamında kullanılır; ay-ekleme değil, olay-erteleme.
Bu görüş doğruysa, İslam'ın ilk yıllarına gelindiğinde Arap takvimi çoktan tam kameriydi. Nesi' yasağı sadece sosyal manipülasyonu durduruyordu; takvim reformu değildi. Ancak bu yorum şiirsel kanıtla zor uzlaşır.
İslam tarihiyle hicri yıllar (1 AH = 1 Muharrem 622 CE) Ömer döneminde standartlaştı. Hicri takvim tam kameridir; nesi' kullanılmaz. Bu yüzden Ramazan her mevsime düşebilir; ay isimlerinin orijinal mevsimsel anlamı bugün etimolojik bir mirastır.
"Bizi yok eden, sadece dehrdir."
İslam öncesinde yaygın bir motif · Lebîd, Züheyr ve birçok şairde tekrarlanır
Dehr (دَهْر) ve zaman (زَمَان) İslam öncesi şiirinin merkezi kader kavramları. Görünmez, kişisel değil, sorgulanamaz bir kuvvet; her şeyi tüketen geçen vakit. Bu, Helenistik heimarmene'ye veya Roma fatum'una benzer ama astronomik teknik olmadan, sezgisel-poetik bir kader inancı olarak yaşar. Yıldızlar dehrin tanıkları, yağmurlar onun damgalarıdır. İslam'ın gelişiyle dehr'in bu rolü teolojik olarak yeniden tanımlanır; bir hadis "Dehr'e sövmeyin, çünkü Allah dehrdir" diyerek İslam öncesi şiirinin kör zamanını ilahi iradeye bağlar. Şiirsel-dini geçişin kritik noktalarından biri. Zaman algısı burada teolojik değil kozmolojiktir; yıldızlar ve mevsimler dehrin görünen yüzü, insan ömrü ise onun kısa bir kayıt çizgisi.
İslam öncesi şairi neden ay ismini doğrudan zikretmez, ama şiirin tamamı nasıl takvimsel bir yapı taşır? Beyit, mevsim, yıldız, yağmur, atlal: hepsi tek bir kozmolojik dilin parçalarıdır.
İslam öncesi şiirinde "Şaban geldi, develerim susuz kaldı" tarzında doğrudan ay-spesifik bir beyit aramak hatalı bir sorudur. Şair bu dili kullanmaz. Şair mevsimi yıldızla, yağmurla, otlakla, çadır yeriyle anlatır. Bunlar tesadüfen seçilmiş imgeler değil; İslam öncesi Arap'ın takvim okuma sisteminin somut göstergeleridir. Anvâ' dediği yıldız-yağmur eşleşmesi, menâzilü'l-kamer dediği ay konaklarının her gece değişmesi, atlalin yıllar sonra hâlâ izini taşıyan helal ve haram aylar döngüsü; hepsi tek bir takvimin parçalarıdır.
Bu bölüm, İslam öncesi şiir kanonunda doğrudan tanıklığı bulunan dört pilot vakayı ele alır; bunlardan üçü Mu'allaqât kanonundan, biri ise qasîda'nın yapısal incelemesinden. Her biri şiirsel kanıtın takvim-ritüel sistemiyle nasıl iç içe geçtiğini somut metinle gösterir. Suzanne ve Jaroslav Stetkevych'in çalışmaları (1993), Daniel M. Varisco'nun anvâ' araştırmaları (1989-1994) ve İbn Kuteybe'nin Kitâbü'l-Envâ''ı (MS IX. yüzyıl ortası; Hyderabad 1956) bu okumayı destekler.
Sözün özü: Şair ay adını söylemez, çünkü yıldız ve yağmur zaten ayın kendisidir. Şiir takvimi taşır; takvim şiirde yaşar. Bu bölüm o örgüyü açar.
Lebîd b. Rabîa'nın Mu'allaqası'ndaki ilk dokuz beyit İslam öncesi şiirinin en güçlü takvim bilinci ifadesidir. Şair Minâ vadisinde silinmiş çadır yerlerini gördüğünde, üzerlerinden geçen yılları sayar, ama yılları normal bir zaman birimi olarak değil, helal ve haram ayların döngüsü olarak sayar. Bu, İslam öncesi Arap'ın takvim bilincinin doğrudan şiirsel kanıtıdır.
"Bunlar konak yerleridir; orada yaşayanların ayrılışından bu yana nice uzun yıllar geçti; helal ve haram ayların tam hesabıyla dolu."
Lebîd b. Rabîa el-Âmirî (öl. yaklaşık MS 661) · William Wright İngilizce çevirisinden (1961, Ursula Schedler edisyonu)
Beyitin orijinal Arapçasındaki حَلَالُها وَحَرَامُها ("helali ve haramı") ifadesi tartışmasız bir takvim referansıdır. Şair geçen yılları sıradan günlerle değil, haram ay-helal ay çevrimleriyle ölçer. Bir yıl, Muharrem'in haram statüsünden Şaban'ın helal statüsüne kadar birbirini izleyen on iki ayın toplamıdır ve atlal bu döngünün defalarca üzerinden geçtiği yerdir.
Bağlam: Bu beyit Mu'allaqa'nın 1-9. açılış dizisinin kalbinde yer alır. Önce çadır yerleri silinmiş (b.1-2), sonra yıllar helal-haram döngüsüyle sayılır (b.3), sonra ilkbahar takımyıldızlarının yağmurları gelir (b.4), ardından bahar bitkileri ve hayvanları diriltir (b.6-7). Takvim, yağmur, fertility, yenilenme dizisi, Antik Yakın Doğu mevsimsel ritüel kalıbının tam ifadesidir.
İslam öncesi Arap'ın gökyüzü okumasının teknik adı anvâ''dır. Yirmi sekiz menzilden her birinin Güneş'le konjunksiyon dönemi belirli yağmurlarla ilişkilendirilir; her yağmur kendi yıldızını taşır. Bu bilgi bir teknik takvim değil, doğrudan şiirsel bir dildir. Şair "İlkbahar takımyıldızları yağmur verdi" derken belirli astronomik bir döngüyü adlandırır.
"Onlara ilkbahar takımyıldızlarının yağmurları ihsan edildi; gök gürleyen bulutların yağmuru üzerlerine sağanak olarak ve çisinti olarak indi."
Lebîd b. Rabîa · Mu'allaqa b.4 · Wright çevirisi
Buradaki marâbî'u'n-nucûm (مَرابيعَ النُّجومِ) ifadesi tam karşılığıyla "ilkbahar yıldızları" değil, "ilkbaharın yağmurlarını getiren yıldız grupları"dır. Anvâ' literatüründe (İbn Kuteybe, Kitâbü'l-Envâ' fî Mevâsimi'l-Arab, Hyderabad 1956) bu yıldız grupları sistematik olarak listelenir: ed-Debarân, el-Hak'a, el-Hen'a, ez-Zira'. Lebîd şiirin tek satırında astronomik bir takvimin başlık satırını söyler.
Lebîd'in bir sonraki beyitleri (b.5-9) bu yağmurun sonuçlarını işler: gece bulutu, sabah bulutu, akşam bulutu birbirini izler; vahşi roka filizlenir, ceylan ve devekuşu yavrularını dünyaya getirir, antiloplar yavrularını yatakta dinlendirir, sel çadır yerlerinin izlerini yeniden açar. Bu dokuz beyit, anvâ' sisteminin lirik fenomenolojisidir; yıldız, yağmur, fertility, yenilenmiş yerleşim sırası.
Önemli ayrım: Bu beyit "Rebiyülevvel" demez, ama söylediği şey tam olarak Rebiyülevvel'in ne olduğudur. Şair ay adını değil, ayın astronomik içeriğini söyler.
İslam öncesi şairi olayın geçtiği zamanı sıradan bir saatle veya gün adıyla değil, bir yıldızın gökyüzündeki konumuyla damgalar. En sık başvurulan referans Süreyya (Pleiades, الثُّرَيَّا) ve onun heliacal doğuşudur. Imru'l-Qays Mu'allaqası bu kullanımın en bilinen örneklerinden birini taşır.
"Geçtim düşmanların yanından, Süreyya gökyüzünde belirdiğinde; süslü bir kuşağın enlemesine düşen parçalarına benzer biçimde, boşlukları inci ve mücevherle işlenmiş halde."
Imru'l-Qays el-Kindî (öl. yaklaşık MS 540) · Mu'allaqa, Süreyya beyiti · William Jones / Sir Charles Lyall çevirilerinden derlenmiştir
Süreyya'nın gün doğmadan hemen önce ufukta görünmeye başlaması (heliacal rising), İslam öncesi gözleminde belirli bir mevsimi (sonbahar başı) ve gecenin belirli bir saatini damgalar. Imru'l-Qays bu beyitle "şu zamanda" demez; "Süreyya doğmuştu o sırada" der. Astronomik bir saatle olayın geçtiği anı sabitler.
Aynı Mu'allaqa'da Imru'l-Qays gecesini de yıldızlarla resmeder: "O ne gecedir ki sen, yıldızları sanki sağlam halatlarla Yedbül Dağı'na bağlanmış, Süreyya sanki keten iplerle kayadan ahıra çekilmiş halde". Gecenin sonsuz uzaması, yıldızların hareket etmiyormuş gibi görünmesi; bu sonsuz gece imgesi, uyanık gözlemcinin yıldızların hareketini takip ettiği teknik bir kültürün şiirsel ifadesidir.
Karşılaştırma: Antik Yunan'da Hesiodos Erga kai Hêmerai'de tam aynı tekniği kullanır: tarlanın ne zaman sürüleceğini "Pleiadlar batınca" diye söyler. İslam öncesinin yıldız-takvim dili, Akdeniz havzasının ortak astronomik kültürünün bir kolu.
Imru'l-Qays Mu'allaqası'nın son on iki beyiti tamamen yağmur ve fırtına anlatımıdır. Bu, klasik İslam şerhçilerinin bile "Mu'allaqa'nın en harikulade bölümü" olarak ayırdığı pasajdır. Şair gökyüzünden başlar; şimşekleri keşiş lambasına benzetir; yağmurun hangi dağ ve vadiye düştüğünü tek tek sayar.
"Ey dostum, görüyor musun şimşeği? Sana parıltısını göstereyim: yığılmış, taçlanmış bulutlar arasında iki elin parıldaması gibi."
Imru'l-Qays · Mu'allaqa, fırtına bölümü, açılış · Suheil Laher çevirisi
Bu girişten sonra şair yağmurun düştüğü on bir farklı yer adı sıralar: Udayb, Daric, Yedbül, Sitâr, Katan, Kutayfe, Tayma, Sebîr, Mücaymir, Gabît, Civâ vadisi. Bu yer adları rastgele seçilmemiş; Necd ve Hicaz'ın gerçek coğrafi haritasıdır. Şair yağmuru takip eder; bulutun yönü, hızı, hangi yüksekliği örttüğü, hangi vadide nehir oluşturduğu; hepsi gözlemlenmiş ve ölçülmüştür.
Bu liste tek bir fırtınanın anlık coğrafi haritasıdır. Klasik şerhçilerin uyardığı gibi, "Sitâr, Yedbül ve Katan aynı yerden görülemez"; şair bunu poetik bir hayal genişliğiyle kurar. Ama her ad gerçek bir yerdır, ve liste gerçek bir kabilenin mevsimsel coğrafyasını yansıtır. Yağmur şiiri, anvâ' bilgisinin dramatik şiirsel bir anlatımıdır.
Sonuç: Mu'allaqa'nın bu kapanışı, "şair takvimi gözlemler" değil, "takvim şairi söyletir" ilkesinin ifadesidir. Yağmur kendi adını söyler; şair sadece kâtibidir.
Şiirin yapısı bir mevsim döngüsünün haritasıdır
Suzanne Pinckney Stetkevych The Mute Immortals Speak: Pre-Islamic Poetry and the Poetics of Ritual (Cornell, 1993) kitabında, İslam öncesi qasîdasının üç ana bölümünün (nasîb, rahîl, fakhr) antropolog Arnold van Gennep'in rite of passage (geçiş ayini) yapısının üç aşamasına denk düştüğünü ileri sürer. Buna göre İslam öncesi şiir biçim olarak ritüel bir yapıdır ve bu yapı doğrudan mevsim döngüsünün sembolik bir haritasıdır.
Stetkevych'in tezi şudur: İslam öncesi şairi qasîdasını yazdığında, sadece olayları anlatmaz; geçiş ayininin sembolik mimarisini icra eder. Atlal (kuraklık ve ölüm), rahîl (eşikteki dolaşma), fakhr (yağmurun gelmesi ve hayatın yenilenmesi). Yıl boyu süren mevsimsel döngünün şiirsel kayıdı, qasîda formunun kendisidir.
Stetkevych Imru'l-Qays Mu'allaqası analizinde (Bölüm 7) Theodor Gaster'in "seasonal pattern" mit-ritüel paradigmasını da ekler. Bu paradigmaya göre Antik Yakın Doğu mit ve ritüellerinde tekrar eden temel yapı: kirlenme, temizlenme, yeniden doğuş. Mu'allaqa'nın son fırtına sahnesi tam bu yeniden doğuşun şiirsel ifadesidir: yağmur gelir, kirlenmiş çöl arınır, fertility geri döner, kahraman muktedir olur.
Jaroslav Stetkevych The Zephyrs of Najd (Chicago, 1993) çalışmasında nasîb'i "kaybedilmiş mutluluğun yerleri" olarak tanımlar ve atlal motifinin Avrupa pastoral şiirindeki Arcadia imgesiyle yapısal paralelliğini gösterir. Bu okuma İslam öncesi şiirni lokal bir Arap fenomeni değil, Akdeniz havzasının ortak pastoral-takvimsel şiir geleneğinin bir kolu olarak konumlandırır; mevsim-ritüel-şiir üçgeni evrensel bir kozmolojik dilin yansımalarıdır.
Bir grup başka araştırmacı (Filistinli Najah Üniversitesi tezi; F. A. S. Alshormani Umm Al-Qura Journal 2024 "Rituals of the First Poem") atlal motifinin daha eski bir Anana/Ishtar fertility ritüeli kalıbına bağlandığını öne sürer. Bu okumaya göre şairin terk edilmiş çadır yerinde ağlaması, Sümer-Akkad geleneğindeki Tanrıça'nın ayrılışı sonrası tabiatın kuruması motifinin Arap şiirine geçmiş halidir; yağmuru bekleyen, Tanrıça'yı geri çağıran bir talbiyât (yakarış) yapısı. Bu görüş daha tartışmalıdır, ama atlal-yağmur ekseninin mit-ritüel köklere uzanması meselesi akademik literatürde aktif bir tartışma alanı olmaya devam eder.
Sonuç: İslam öncesi qasîdası "şair-takvim-ritüel" üçgeninin tek bir sözcüğüdür. Beyit bir an, kasîda bir döngü, kasîda kanonu bir kozmolojik dildir. Aracın bütünü bu okumanın somut zeminidir.
Şiirin en üst kuşağı. Muallakât'ın yedi şairi, Hudayl kabilesinin külliyatı, kabile şairleri. Her biri kendi mevsimini, kendi yıldızını, kendi yağmurunu söyledi.
Sayfanın tam içeriğini PDF olarak indir, e-posta listemize katıl.
İslam öncesi Arap takvimi hakkında merak edilenler
Menâzilü'l-kamer ("Ay'ın konakları") Ay'ın yıldız fonuna göre yaklaşık bir aylık tam-tur (27,3 gün) süresinde geçtiği yirmi sekiz konaktan oluşur — her gece bir konak. Her konak Hicaz semasında belirleyici bir yıldız ya da yıldız grubuyla işaretlenir (örneğin Şaratan, Debaran, Süreyya, Kalb). Sistem hem zaman ölçer hem hava-yağmur tahmini için kullanılır; klasik İslam astronomları Bîrûnî ve Ebû Ma'şar bu konakların Hint nakshatra ve Çin xiu sistemleriyle paralelliğini kaydetmiştir.
Dört haram ay — Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep — bu aylarda savaş ve kan davasının yasak (haram) olduğu aylardır. Üçü ardışıktır (Zilkade-Zilhicce-Muharrem) ve Hac sezonunu kapsar; Recep ise yıl içinde tek başına durur ve "tek haram ay" olarak da anılır. Kuran (Tevbe 9:36) bu dört ayın dokunulmazlığını teyit eder. Yasak yalnızca dini değil, ekonomiktir: ticaret kervanlarının ve panayır seyahatinin güvenliğini garanti altına alır.
Hac sezonunda Kâbe çevresinde art arda kurulan üç büyük panayır — Ukâz (Zilkade'nin ilk yarısı), Mecenne (Zilkade'nin ikinci yarısı) ve Zülmecaz (Zilhicce'nin ilk sekiz günü) — Arap yarımadasının yıllık ekonomik-edebi-dini buluşma noktasıydı. Haram ayların dokunulmazlığında kabileler bir araya gelir; ticaret, şiir yarışmaları, evlilik anlaşmaları ve antlaşmalar burada yapılırdı. Muallakât şiirlerinin yedisinin Ukâz panayırında ödüllendirilerek Kâbe'ye asıldığı rivayet edilir.
Kuran (Tevbe 9:37) nesi'i ("erteleme") şiddetle yasaklar; bu yasak İslam öncesi aktif bir uygulamayı doğrular. Ne var ki nesi'in tam olarak ne olduğu tartışmalıdır. Klasik yorum (Bîrûnî, Ebû Ma'şar): Beni Kinane'den bir kalammas/nâsi''in 19 yılda 7 ya da 12 yılda 4 ek ay (interkalasyon) ekleyerek takvimi mevsime kilitlemesi — Metonik tipi lunisolar düzenleme. Modern oryantalist yorum (Mahmud Effendi, de Blois): nesi' bir ay eklemek değil, haram ayları siyasi-ekonomik gerekçelerle ileri-geri kaydırmaktı. Kuran her iki uygulamayı da yasaklamış olabilir.
Anvâ' (tekili nev') belirli yıldızların batma ya da doğmasına bağlı yağmur dönemlerinin adıdır. Bir yıldız sabah ufkundan batarken karşı taraftan başka bir yıldız doğar; bu eş zamanlı olay belirli bir yağmur sezonunu açar ya da kapar. İslam öncesi Arap pratiği on yedi nev' tanımlar; Ebû Hanîfe ed-Dîneverî'nin Kitâb el-Anvâ''ı ve İbn Kuteybe'nin aynı adlı eseri bu sistemin külliyatıdır. Modern meteoroloji ile şaşırtıcı paralellikler içerir — yağmurun gerçek mevsimsel ritmi gözlem-temelli olarak kayda geçmiştir.
İslam öncesi Arap takvimi sistematik bir astronomi tableti bırakmadan kayboldu; bu kaybın yerine geçen birincil arşiv cahiliye şiiridir. Muallakât'ın yedi büyük şairi (İmru'l-Kays, Tarafa, Züheyr, Lebid, Amr ibn Külsüm, Antere, Hâris) ve Mufaddaliyyât, Hudayl divanı binlerce beyitte yıldızları, yağmurları, ay isimlerini, mevsim geçişlerini kaydetti. Bu nedenle "Süreyya'nın doğuşu hangi aya denk geliyordu, hangi yağmur hangi yıldızla geliyordu" sorularının yanıtları MUL.APIN gibi bir tabletten değil, kasidelerden okunur. Şiir burada hem edebi hem astronomik kayıttır.