Kürelerin Müziği

Pisagor'dan Kepler'e iki bin yıllık kozmolojik müzik geleneğinin akademik bir incelemesi

On iki burcun her birine bir majör ve bir minör tonalitenin atfedildiği, merkezinde "Triune God" yazan bir şema dolaşır internette. Antik bir bilgelik kalıntısı gibi sunulur; oysa durum tam olarak öyle değildir. Klasik kaynaklarda burç-tonalite eşleşmesi diye bir doktrin yoktur. Bu eğlencelik sayılabilecek bilginin altında çok daha derin, çok daha sıkı kurulmuş bir evren modeli yatar. Pisagor'dan başlayıp Platon'un Timaios'undan geçen, Batlamyus'un Harmonica'sında astrolojik açılarla bütünleşen, Boethius eliyle Latin Batı'ya aktarılan, İhvân-ı Safâ'nın risâlelerinde İslam kozmolojisine kök salan ve Kepler'in Harmonices Mundi'sinde modern bilimin eşiğinde yeniden doğan bir hat vardır. Bu yazıda söz konusu hattı izleyeceğiz.

Amacım bir özet değil. Klasik gelenek içinde gezegen-ses ilişkisinin nasıl kurulduğunu, hangi noktada matematiksel oran olarak iş gördüğünü, hangi noktada metafizik bir analojiye dönüştüğünü göstermek istiyorum. Bu ayrım yapılmadığında, "kürelerin müziği" her dönemin kendi müzik kuramına göre yeniden boyanmış bir koleksiyondan ibaret kalır. Modern şemaların antik bir öğretiymiş gibi sunulması ise bu benzetmenin bir sonucudur.

Pisagor: Sayıdan İşitilemeyen Müziğe

Geleneğin başına Pisagor'u koymak zorundayız, ama burada bilinmesi gerekiyor ki Pisagor'dan elimize tek bir satır yazılı metin ulaşmamıştır. Onun hakkında bildiklerimiz Nikomakhos, Theon, Iamblikhos gibi sonraki yüzyılların derleyicilerinden gelir. "Pisagor'ın kürelerin müziği öğretisi" dediğimizde aslında Pisagorcu geleneğin yüzyıllar içinde billurlaşmış halinden söz ederiz.

Bu geleneğin temelinde müzikal aralıklar tam sayı oranlarıyla ifade edilebilirliği yatar. Tek telli bir çalgıda telin yarısı oktav (2:1), üçte ikisi beşli (3:2), dörtte üçü dörtlü (4:3) verir. Bu üç oran, Pisagorcu kutsal sayı kümesi olan tetraktysin (1, 2, 3, 4) içinde tamamlanır. Tetraktys yalnızca bir tablo değildir; bu dört sayı toplandığında on edilir ve on, Pisagorcular için yetkin sayıdır.

Sıçrama tam burada gerçekleşir. Müzikal uyum sayısal oranlara dayanıyorsa, evren de aynı oranlarla düzenlenmiş olmalıdır. Gezegenler hareket eder, hareket eden her şey ses çıkarır, dolayısıyla gezegenler de ses çıkarır. Bu seslerin oranları gezegen mesafelerine göre belirlenir. Sonuçta ortaya çıkan, evrensel bir armonidir; musica universalis.

"Tellerin titreşiminde geometri, kürelerin aralıklarında müzik vardır." — Pisagorcu vecize, sonraki kaynaklardan

Peki bu müzik neden işitilmez? Pisagorcuların buna cevabı oldukça zariftir. Doğduğumuz andan itibaren bu sesi sürekli işittiğimiz için ona alışmışızdır; sessizlikle kıyaslayamadığımız için fark edemeyiz. Aristoteles De Caelo'da bu argümanı aktarır ve eleştirir. Ona göre böyle bir ses var olsaydı etkilerini başka şekillerde tespit edebilirdik. Bu eleştirinin önemi şuradadır; antik dünya kürelerin müziği fikrini tartışmasız kabul etmemiştir, rasyonel bir çerçevede sorgulamıştır.

Bir başka önemli nokta, gezegen-nota mütekabiliyetinin erken dönemde sabitlenmemiş olmasıdır. Plinius Naturalis Historia'da, Nikomakhos Manual of Harmonics'te, Censorinus De Die Natali'de farklı şemalar aktarır. Bazısında Satürn en pes, Ay en tiz iken bazısında sıralama tersine döner. Bu çeşitliliğin sebebi olarak antik dünyada gezegen mesafeleri kesin biçimde bilinmemesi ve her yazar kendi kozmolojik modeline göre eşleştirme yapmasını gösterebiliriz. Elbette geleneğin özü, gezegenlerin müzikal oranlarla ilişkili olduğuydu. Gelenek spesifik notalar ile eşleştirme yapmamıştı.

Bu kadar belirsizlik içinde öğretinin nasıl bu kadar etkili olduğu sorulabilir. Cevap, matematiksel olarak oranlı olmasıdır. Tetraktys'in dört sayısının bütün temel müzikal uyumları üretmesi rastgele bir gözlem değildir. Bu sayılar aynı zamanda birim, çizgi, yüzey ve hacmin sayılarıdır; geometrik düzenin temelidir. Müzik, geometrinin işitilebilir biçimidir. Evren geometrik olarak düzenliyse, müzikal olarak da düzenli olmak zorundadır.

Platon'un Timaios'u ve Dünya Ruhu'nun Müzikal Mimarisi

Pisagorcu sezgi, Platon'un Timaios'unda sistematik bir kozmoloji kazanır. Bu diyalog Antik Çağ'dan Rönesans'a kadar kürelerin müziği tartışmalarının temel referansıdır; bu kadar uzun süre etkili olmuş çok az metin vardır.

Timaios'un 35b-36b bölümünde Demiurgos, yani kozmosu kuran ilahi zanaatkâr, Dünya Ruhu'nu (anima mundi) belirli matematiksel oranlara göre kurar. Bu oranlar Pisagorcu müzikal aralıklarla aynıdır; 1:2 (oktav), 2:3 (beşli), 3:4 (dörtlü). Demiurgos önce iki geometrik seri oluşturur; 1, 2, 4, 8 ve 1, 3, 9, 27. Ardından bu serilerin aralıklarını aritmetik ve harmonik orta değerlerle doldurur. Sonuçta ortaya çıkan yapı bir müzikal skaladır. Bu skala Dünya Ruhu'nun matematiksel iskeletidir.

Pasaj sıklıkla yanlış okunur. Platon burada gezegenlerin işitilebilir ses çıkardığını söylemez. Söylediği daha temeldir; kozmosu mümkün kılan rasyonel düzen, müzikal uyumla aynı matematiksel oranlara dayanır. Müzik kozmosun bir ürünü değildir; kozmosla aynı kaynaktan beslenen bir tezahürüdür. Müzikal aralıkları işitilebilir kıldığımızda, aslında kozmik düzenin kendisini duymuş oluruz.

Aynı fikir Devlet'in onuncu kitabındaki Er Miti'nde mitolojik bir dille tekrar ortaya çıkar. Er ölümden döndüğünde gördüklerini anlatır; sekiz gök küresinin her birinin kenarında bir Siren oturmakta, her biri tek bir nota söylemektedir. Sekiz sesin birleşimi tek bir armoni oluşturur. Mit dili farklıdır, alttaki fikir Timaios'unkiyle aynıdır.

Önemli Not

Timaios'taki Dünya Ruhu'nun harmonik yapısı sonraki tüm geleneğin omurgasıdır. Antik Yeni-Platoncular Calcidius ve Proclus, Bizans yorumcuları, İslam filozofları (özellikle İhvân-ı Safâ), Latin Hristiyan dünyasında Boethius ve nihayet Kepler; hepsi bu pasajı yorumlayarak kendi sistemlerini kurmuştur.

Bir noktayı kesin biçimde belirtmem gerekir. Platon majör-minör tonalitelerden söz etmez. Antik Yunan müziği modaldir; Dor, Frigya, Lidya, Miksolidya gibi harmoniai mevcuttur. Bunların modern majör-minör ikiliğine birebir karşılığı yoktur. Majör-minör tonal sistem 17. yüzyıl Batı müziğinin ürünüdür. Bu noktaya yazının sonunda döneceğim, çünkü modern şemalarda anakronik yaklaşımı burada görmekteyiz.

Batlamyus'un Köprüsü: Açılar ve Aralıklar

Pisagor ve Platon'un mirası, MS 2. yüzyılda İskenderiye'de yaşamış olan Klaudios Batlamyus'un elinde yeni bir biçim kazanır. Batlamyus astronomi tarihinde Almagest ile, astroloji tarihinde Tetrabiblos ile, müzik kuramı tarihinde Harmonica ile anılır. Batlamyus için müzik, astronomi ve astroloji aynı matematiksel düzenin üç farklı tezahürüdür.

Konumuz açısından kritik olan, Harmonica'nın üçüncü kitabıdır. Burada Batlamyus müzikal aralıklar ile astrolojik açılar arasında doğrudan bir mütekabiliyet kurar. Klasik astrolojinin temel açıları (kavuşum, altmışlık, kare, üçgen, karşıt) müzikal oranlara denk düşürülür.

Batlamyus zodyağı bir oktav olarak düşünür; ekliptiğin yarısı oktav, üçte biri beşli, dörtte biri dörtlüdür. Klasik açılar doktrini böylece müzikal armoninin matematiksel dilinde yeniden ifade edilebilir hale gelir. İki gezegen karşıt durumdaysa bir oktav, üçgen kuruyorsa bir beşli, kare kuruyorsa bir dörtlü gerçekleştirir.

Bu, gezegen-burç-müzik ilişkisinin en sağlam klasik temelidir. Batlamyus'tan önce gezegen-nota eşleştirmeleri vardı; ancak burçlar ile müzikal aralıklar arasında sistematik bir doktrin Harmonica'da kurulur. Batlamyus ayrıca müzikal skalayı zodyak boyunca uzanmış olarak hayal eder; her burç bir tetrachord içinde belirli bir pozisyona denk düşer.

Burada altını çizmem gereken bir nokta vardır. Modern dönemde gördüğümüz "her burca bir tonalite" şemaları doğrudan Batlamyus'tan türemez. Batlamyus'un kurduğu zodyak-skala analojisinin yüzyıllar içinde dönüştürülmüş halinden türer. Batlamyus'un kendi sisteminde majör-minör tonaliteler yoktur, antik Yunan modal sisteminin tetrachord yapıları vardır. Modern şemalar bu klasik iskelete sonraki bir müzik kuramını giydirmiştir.

Batlamyus'un asıl katkısı şudur: Pisagorcular gezegen mesafelerini müzikal aralıklarla ilişkilendirmişti; bu bir gezegen-ses tablosuydu. Batlamyus ise burçlar arasındaki açısal ilişkileri müzikal aralıklara dönüştürdü. Onun sisteminde ses çıkaran "şey" gezegenler değildir; iki gezegen arasındaki yapısal ilişkidir. Bu, statik bir gezegen-nota şemasından ilişkisel bir armoni anlayışına geçiştir. Klasik astrolojinin açılar doktrini matematiksel temellendirmesini buradan alır.

Astrolog ister farkında olsun ister olmasın, açıları okurken aslında bir armoni okur. Batlamyus'un yaptığı bu önermeyi açık bir doktrine dönüştürmektir.

Boethius'un Üçlü Müziği: Mundana, Humana, Instrumentalis

Batlamyus'tan dört yüzyıl sonra, Roma İmparatorluğu'nun çöküş sürecinde yaşayan Anicius Manlius Severinus Boethius (480-524), Pisagorcu ve Platoncu müzik geleneğini Latin Batı'ya aktarır. De Institutione Musica'sı (Müziğin Temelleri Üzerine) Orta Çağ boyunca müzik kuramının başucu kitabıdır; üniversitelerin quadrivium müfredatının (aritmetik, geometri, müzik, astronomi) temelidir.

Boethius müziği üç düzeyde sınıflandırır. Bu üçleme sonraki bin yıl boyunca standart referans olur.

Musica mundana — kürelerin müziği

Kozmosun müziğidir. Gök cisimlerinin hareketleri, mevsimlerin döngüsü, dört unsurun birbiriyle ilişkisi; tümü matematiksel oranlarla düzenlenmiştir ve bu düzen bir tür müziktir. İşitilmez, akılla kavranır. Boethius için bu, müziğin en yüksek formudur, çünkü en saf matematiksel oranlara dayanır.

Musica humana — insanın müziği

İnsan bedeni ve nefsinin iç armonisidir. Bedenin parçalarının kendi aralarındaki ilişkisi, nefsin farklı yetilerinin uyumu, bedenle nefsin uyumu; hepsi musica humana kapsamındadır. Sağlık ve erdem bu içsel armoninin tezahürleridir.

Musica instrumentalis — çalgıların müziği

Kulağımızla işittiğimiz müziktir. Sazlardan, sesten, üflemeli ve vurmalı çalgılardan çıkan seslerdir. Üç düzeyin en alt basamağıdır, çünkü en somut ve en geçici olanıdır.

Bu üçlü ayrımın önemi, müziği yalnızca işitsel bir olgu olarak değil kozmik bir prensip olarak düşünmektir. Bir keman teli titreştiğinde aslında kozmosun matematiksel düzenine bağlanan bir mikro-olay gerçekleşir. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki ilişki müzik üzerinden ifade edilir. Müzik artık yalnızca estetik bir uğraş değildir; metafizik bir disiplindir.

"Müziğin yalnızca spekülasyonla değil ahlakla da ilişkisi vardır; çünkü insan doğasına, tatlı modlarla yatıştırılmak ya da onların karşıtlarıyla rahatsız edilmekten daha uygun bir şey yoktur. Böylece Platon'un, tüm evrenin müzikal bir uyumla birleştiği yolundaki yerinde öğretisini kavramaya başlayabiliriz." — Boethius, De Institutione Musica

İhvân-ı Safâ ve İslam Dünyasında Kozmik Müzik

Klasik müzik kozmolojisi İslam dünyasında 10. yüzyılda Basra ve Bağdat'ta faaliyet göstermiş olan İhvân-ı Safâ (Saflık Kardeşleri) topluluğu eliyle güçlü bir biçimde işlenir. Bu anonim İsmâilî esoterik fraternitenin Resâilü İhvâni's-Safâ'sı, 52 risâleden oluşan ansiklopedik bir derlemedir. Beşinci risâle tamamen müziğe ayrılmıştır.

Bu risâle, Pisagorcu ve Yeni-Platoncu mirası İslamî kozmolojiyle bütünleştiren ilk büyük sentezdir. Müzikal armoninin gök cisimleriyle ilişkisi, gezegen hareketlerinin müzikal oranlara karşılık gelmesi, insan nefsi ve bedeninin müzikal yapıyla uyumu; tüm bu temalar burada yeniden işlenir. İhvân-ı Safâ'nın özgün katkısı, bu kozmolojik müziği sudûr doktrinine bağlamasıdır.

Sudûr şemasında varlık tek bir kaynaktan, El-Vâhid'den, sırayla taşar; önce İlk Akıl, ardından Külli Nefs, sonra Külli Heyula, Tabiat ve nihayet maddi alem. Her basamak bir öncekiyle harmonik bir oran içindedir. Sudûr bir tür kozmik müziktir; varlık taşmakla aynı anda kendisini bir armoni olarak ifade eder.

İslam dünyasında bu gelenek yalnızca İhvân-ı Safâ ile sınırlı değildir. Fârâbî'nin Kitâbü'l-Mûsîka'l-Kebîr'i antik Yunan müzik kuramının en kapsamlı İslamî sentezidir; sonraki yüzyıllarda hem Doğu hem Batı için referans olmuştur. Kindî'nin müzik risâleleri Pisagorcu oran kuramını İslam felsefesine taşır. Safiyyüddin Urmevî'nin 13. yüzyıldaki sistemi klasik dönem İslam müzik kuramının zirvesidir ve burada da kozmolojik analojiler aktif olarak işlenir.

Bu gelenek 12-13. yüzyıllarda Toledo ve Sicilya üzerinden Latin Batı'ya geri akar ve Rönesans'ın kozmolojik müzik tartışmalarını besler. Ficino, Pico della Mirandola, Robert Fludd gibi Rönesans yazarlarının metinlerinde hem antik Yunan hem İslamî kaynakların izi vardır.

İslam dünyasının özgün katkısı şudur: Antik Yunan geleneğinde gök-ses ilişkisi başlangıçta daha çok matematiksel oran üzerinden kurulurken, İslam felsefesinde aynı ilişki varlık mertebeleri öğretisiyle (merâtibu'l-vücûd) güçlü biçimde bütünleşir. İhvân-ı Safâ ve Fârâbî için müzik yalnızca kozmik bir matematiğin tezahürü değildir; aynı zamanda nefsin mertebeler boyunca yükselişini mümkün kılan bir disiplindir. Bir makamı doğru icra etmek, nefsi belli bir kozmik mertebeye âyârlamaktır. Bu yüzden İslam dünyasında müzik kuramı salt teknik bir konu olarak değil, etik ve manevi bir disiplinle iç içe gelişir.

Kepler'in Devrimi: Mit'ten Fizik'e

Geleneğin son büyük halkası, Johannes Kepler'in (1571-1630) 1619'da yayımlanan Harmonices Mundi'sidir. Bu kitap iki bin yıllık kürelerin müziği tarihinde benzersiz bir konumdadır. Çünkü Kepler geleneksel bir metafizik fikri kendi astronomik gözlemleriyle ampirik olarak sınamaya çalışmıştır. Bu denemenin sonucu, hem klasik geleneğin doruk noktasıdır hem de onun kapanışıdır.

Kepler için sorun şuydu. Gezegenler gerçekten müzikal oranlara göre hareket ediyorsa, bu oranlar hangi büyüklüğe karşılık geliyordu? Pisagorcu gelenek genellikle gezegen mesafelerini ya da yörünge yarıçaplarını kullanmıştı. Kepler bunları denedi, gözlem verileriyle uyuşmadığını gördü. Yörünge periyotlarını denedi, yine başarısız oldu. Sonunda çığır açan adımı attı; gezegenlerin yörüngelerinin farklı noktalarındaki açısal hızlarına baktı.

Tycho Brahe'nin son derece hassas gözlem verilerine dayanarak Kepler şunu hesapladı; bir gezegenin yörüngesindeki en hızlı (perihelion) ve en yavaş (aphelion) açısal hızlarının oranı, bir müzikal aralığa çok yakın bir orandı.

Bu keşfi ne bir mucize gibi okumak gerekir, ne de hafife almamak. Modern bilim açısından bu oranlar Kepler'in üçüncü yasasının bir başka ifadesidir ve gezegen yörünge eksantriklikleriyle bağlantılıdır. Kepler tamamen yanılmıyordu; gezegenler arasında gerçek bir matematiksel armoni vardır. Ama bu armoni gravitasyonel dinamiklerin sonucudur. Yine de Kepler için durum böyle değildi. Onun ifadesiyle "yaratıcının taklitçisi olan insan", göklerin polifonisini taklit ederek çoksesli müzik yapmıştı. Kepler her gezegene bir ses tipi atfetti; Satürn ve Jüpiter baslar, Mars tenor, Dünya ve Venüs altolar, Merkür sopranoydu. Yörünge eksantrikliği büyük olan gezegenler geniş bir aralıkta şarkı söylerken, yörüngesi neredeyse dairesel olan Venüs tek bir nota etrafında küçük bir titreşim yapıyordu.

Önemli Not

Kepler'in sisteminde tek bir uyumsuzluk vardı; Mars ile Jüpiter arasındaki "ıraksak hareket" oranı 18:19'du ve hiçbir müzikal aralığa uymuyordu. Kepler bu sapmayı açıklayamadı. 1801'de astronomlar Mars ile Jüpiter arasında asteroit kuşağını keşfettiklerinde, Kepler'in tespit ettiği bu boşluğun gerçek bir gök mekaniği fenomenine işaret ettiği anlaşıldı. Bu, Kepler'in matematiksel önermesinin gücünün çarpıcı bir kanıtıdır.

Kepler'in eseri geleneğin doruk noktasıdır; aynı zamanda kapanışıdır. Newton'un Principia'sı 1687'de yayımlandığında gezegen hareketleri artık ilahi bir armoniyle değil evrensel kütle çekimiyle açıklanır olur. Kürelerin müziği bilim insanlarının çalışma alanından çekilir; şiirsel bir metafor olarak kalmaya devam eder. Geriye, sonraki yüzyıllarda farklı esoterik ekollerin (Teosofi, Antroposofi, hermetik gelenekler) yeniden yorumladığı bir miras kalır. İşte yazının başında andığım şema da bu mirasın bir parçasıdır.

Modern Şemalar Üzerine Eleştirel Bir Not

Şimdi yazının başında andığım o şemaya, on iki burcun her birine bir majör ve bir minör tonalitenin atfedildiği şemaya, tarihsel olarak yerleştirilmiş bir biçimde dönelim. Bu tür şemalar internette "antik Pisagorcu bilgelik" olarak sunulduğunda, klasik geleneğin gerçek katkısı silikleşir; modern bir yeniden inşa antik bir öğretiymiş gibi okunur.

Temel sorun anakronizmdir. Majör-minör tonal sistem 17. yüzyıl Batı müziğinin ürünüdür. Bach'ın Wohltemperiertes Klavier'i (1722) bu sistemin olgunluğunu temsil eder. Antik Yunan müziği modaldir; Dor, Lidya, Frigya, Miksolidya gibi modların hiçbiri modern majör-minör ikiliğine birebir karşılık gelmez. Ortaçağ İslam dünyasında ise makam sistemi çok daha zengin bir mikrotonal yapı barındırır. Klasik Türk müziğinin perde sistemini düşününüz; bunu Batı'nın 12-tonlu eşit tampere sistemine indirgemek başlı başına bir reduksiyondur.

"Koç burcu Re bemol majör'dür" gibi bir önerme klasik kaynaklarda yoktur. Olamaz. Çünkü bu önermenin söylediği müzikal kavramlar (Re bemol majör tonalitesi, eşit tampere sistemi) Koç burcunun klasik astrolojide tanımlandığı tarihte mevcut değildir. Anakronizm budur.

Bu, sözünü ettiğim şemaların değersiz olduğu anlamına gelmez. 19. ve 20. yüzyıl Teosofik ve hermetik literatürünün (Cyril Scott, Corinne Heline, Manly P. Hall ve diğerleri) ürettiği bu tablolar kendi içlerinde tutarlı sistemlerdir; modern müzik terapisi ve astrolojik müzik analizi için referans noktaları işlevi görmüşlerdir. Ancak antik bilginin restorasyonu değil, modern bir yeniden yaratımdır. Bu ayrımı yapmak hem tarihsel doğruluk hem de geleneğe sahici saygı bakımından zorunludur.

Klasik kaynakların gerçek katkısı şuradadır; gezegenler ve burçlar arasındaki ilişkiler, müzikal aralıkları üreten oranlarla aynı matematiksel düzene tâbidir. Oktav (2:1), beşli (3:2), dörtlü (4:3) ve tam ses (9:8); bu oranlar hem müzikal armoninin hem de astrolojik açıların temelidir. Karşıt bir açıyı yorumlarken bir oktav, üçgen bir açıyı yorumlarken bir beşli, kare bir açıyı yorumlarken bir dörtlü okuruz. Bu doğrudan Batlamyus'un Harmonica III'üne dayanır ve hâlâ astrolojik açıları anlamlandırmanın en zarif yollarından biridir.

Modern şemaların sorunu yalnızca tonalite seçimleri de değildir; metodolojik bir sorundur. Klasik kaynaklar müzikal oranları kozmik düzenin tezahürü olarak görür. Bir gezegene "Re bemol majör" demek yerine, gezegenler arasındaki ilişkilerin müzikal aralıklarla aynı matematiksel mantığa tâbi olduğunu söyler. Bu çok daha temel bir iddiadır. Modern şemalar ise her burca bir tonalite atfederek geleneğin temel sezgisini sembolik bir korespondans tablosuna indirger. Tablo kullanışlı olabilir; ama klasik öğretinin yerini almaz.

Bir başka anakronizm noktası, "Triune God" gibi merkez kavramlarının klasik kozmolojiye yerleştirilmesidir. Klasik kürelerin müziği geleneğinde merkezde Dünya (Ptolemaik sistem), Güneş (Kepler sistemi) ya da metafizik bir Bir (Pisagorcu-Neoplatoncu sistem) bulunur. Üçleme doktrini özgül bir Hristiyan teolojisidir; antik Pisagorcu ya da Yeni-Platoncu kozmolojiye yerleştirildiğinde kaynakların tarihsel bağlamı silinir. Zorlama atıftır. Bu tür şemaları okurken kavramların hangi katmandan geldiğini ayırt edebilmek elzemdir.

Sonuç

Pisagor'tan Kepler'e uzanan iki bin yıllık hatta baktığımızda kürelerin müziği geleneğinin ne olduğunu daha net görürüz. Bu, gezegenlerin işitilebilir sesler çıkardığını iddia eden naif bir öğreti değildir. Çok daha temel bir sezgidir; kozmosu mümkün kılan rasyonel düzen, müzikal uyumla aynı matematiksel oranlara dayanır.

Sezginin neden bu kadar dayanıklı olduğu sorusu önemlidir. Modern bilim kürelerin müziğini fiziksel bir olgu olarak reddetmiş olsa da, kozmosun matematiksel oranlarla yapılandırıldığı fikri reddedilmemiştir; aksine bilimin temel varsayımı olarak yerinde durur. Newton mekaniği, Maxwell denklemleri, kuantum mekaniği, sicim kuramı; hepsi farklı dillerde aynı şeyi söyler; evren matematiksel olarak yazılmıştır. Galileo'nun "Doğa kitabı matematik dilinde yazılmıştır" sözü, Pisagorcu geleneğin modern formülasyonudur.

Bana kalırsa bu mirasın klasik astrolog için anlamı özeldir. Astroloji başlangıcından itibaren gök cisimlerinin matematiksel ilişkilerini sembolik bir anlama dönüştürme sanatı olmuştur. Bir gezegenin bir burcun belirli bir derecesinde konumlanması, başka bir gezegene belirli bir açıda olması; bunlar sıradan astronomik veriler değildir. Klasik geleneğe göre bunlar, kozmosu yapılandıran aynı oranların somut tezahürleridir. Bir karşıt açıyı yorumlarken bir oktav aralığını, bir üçgen açıyı yorumlarken bir beşli aralığını okuduğumuzu hatırlamak; astrolojiyi yüzeysel bir kehanetten ayırıp aslen olduğu şeye, kozmosun matematiksel dilini okuma çabasına geri döndürür.

Müziği susturulmuş bir evrende düşünmek belki imkânsızdır. Pisagorcular bu müziği işitemediğimizi söylediler; çünkü ona doğmuştuk, sessizlikle kıyaslayamıyorduk. Modern bilim ise onu işitilebilir bir şey olmaktan çıkardı, ama matematiksel oranlarını çözmeye devam ediyor. Belki gerçek kürelerin müziği, hep söylendiği gibi, kulağımızla değil, aklımızla işitilen bir müziktir.

Kaynaklar

  • Platon. Timaios. 35b-36b.
  • Platon. Devlet. Onuncu Kitap, 616b-617d (Er Miti).
  • Aristoteles. De Caelo. II.9, 290b-291a.
  • Plinius. Naturalis Historia. II.84.
  • Klaudios Batlamyus. Harmonica. Kitap III, Bölüm 8-16.
  • Klaudios Batlamyus. Tetrabiblos. I.14.
  • Nikomakhos. Manual of Harmonics.
  • Theon of Smyrna. Mathematics Useful for Understanding Plato.
  • Macrobius. Commentary on the Dream of Scipio.
  • Boethius. De Institutione Musica.
  • İhvân-ı Safâ. Resâilü İhvâni's-Safâ. 5. Risâle.
  • Fârâbî. Kitâbü'l-Mûsîka'l-Kebîr.
  • Johannes Kepler. Harmonices Mundi. 1619.

Sıkça Sorulan Sorular

"Kürelerin müziği" gerçekten işitilebilir mi?
Klasik gelenek bu müziğin fiziksel olarak işitilebilir olduğunu iddia etmez; daha temel bir sezgiye dayanır. Pisagorcu görüşe göre kozmos matematiksel oranlarla düzenlenmiştir ve bu oranlar müzikal uyumun da temelidir. Kepler, gezegen yörünge eksantriklik oranlarının müzikal aralıklara çok yakın olduğunu hesaplamıştır; bu modern fizik açısından üçüncü yasasının bir tezahürüdür. Yani "müzik" akılla kavranan bir matematiksel düzendir, kulağa ulaşan bir ses değildir.
Burçların majör/minör tonalite eşleşmeleri klasik bir öğreti mi?
Hayır. Majör-minör tonal sistem 17. yüzyıl Batı müziğinin ürünüdür. Antik Yunan müziği modaldir (Dor, Frigya, Lidya, Miksolidya). Klasik kaynaklarda "Koç burcu Re bemol majör'dür" gibi bir önerme yoktur. Bu tür şemalar 19. ve 20. yüzyıl Teosofik ve hermetik literatürün (Cyril Scott, Corinne Heline, Manly P. Hall) ürettiği modern yeniden inşalardır.
Batlamyus astrolojik açılar ile müzikal aralıkları nasıl bağlar?
Batlamyus Harmonica III'te zodyağı bir oktav olarak düşünür. Karşıt açı (180°) bir oktav (2:1), üçgen (120°) bir beşli (3:2), kare (90°) bir dörtlü (4:3) ile özdeşleşir. Klasik astrolojinin açılar doktrini matematiksel temellendirmesini buradan alır: Açı okuma aslında bir armonik oran okumadır.
Boethius'un üçlü müzik sınıflaması neyi ifade eder?
Boethius müziği üç düzeyde ayırır. Musica mundana (kürelerin müziği) gök cisimlerinin matematiksel düzenidir. Musica humana (insanın müziği) bedenle nefsin iç armonisidir. Musica instrumentalis (çalgıların müziği) işittiğimiz somut müziktir. Bu üçleme Orta Çağ üniversitelerinin quadrivium müfredatının temelini oluşturmuştur.
İhvân-ı Safâ kozmik müzik geleneğine ne katkıda bulunur?
İhvân-ı Safâ'nın 5. risâlesi Pisagorcu ve Yeni-Platoncu mirası İslamî kozmolojiyle bütünleştiren ilk büyük sentezdir. Özgün katkıları kozmik müziği sudûr (varlığın taşması) doktrinine bağlamasıdır: Varlık El-Vâhid'den sırayla taşar, her basamak bir öncekiyle harmonik orandadır. Müzik bu yapıda nefsin mertebeler boyunca yükselişini mümkün kılan etik-manevi bir disiplin haline gelir.
Kepler'in Mars-Jüpiter "uyumsuzluğu" neyi öngördü?
Kepler Harmonices Mundi'de Mars ile Jüpiter arasındaki ıraksak hareket oranını 18:19 olarak hesapladı; bu hiçbir müzikal aralığa uymuyordu. Kepler bu "yarık"ı açıklayamadı. 1801'de astronomlar tam o bölgede asteroit kuşağını keşfettiğinde, Kepler'in matematiksel sezgisinin gerçek bir gök mekaniği boşluğuna işaret ettiği anlaşıldı.
Klasik astrolog için bu geleneğin pratik anlamı nedir?
Klasik astroloji, gök cisimleri arasındaki matematiksel ilişkileri sembolik anlama dönüştüren bir disiplindir. Bir karşıt açı bir oktav, bir üçgen bir beşli, bir kare bir dörtlü olarak okunabilir. Bu, açı doktrinini yüzeysel "iyi/kötü" yargılarından kurtarıp armonik bir analize dönüştürür. Astroloji, Pisagor-Batlamyus geleneği içinde, kozmosun matematiksel dilini okumak demektir.